• 03 February 2023
  • 368
  • 0
Counseling
Pembe ve Mavinin Ötesinde Ebeveynlik

"Ultrasonda çocuğunuzun cinsiyetini öğrendiğinizde bazı beklentileriniz oluştu mu? Kızınız bebekler ile oynarken oğlunuz arabalarla oynadığında daha çok onay verdiğiniz anlar oluyor mu? Çocuklarınızın ‘cinsiyete’ uygun olduğunu veya olmadığını düşündüğünüz davranışlarına nasıl tepkiler veriyorsunuz? Cinsel kimlik ve cinsiyet ile ilgili sordukları sorular karşısında afalladığınız oluyor mu?’"

Yukarıdaki sorular aslında tüm ebeveynlerin zihninde bir cevap ya da karmaşa oluşturabilir. Tüm bu soruları cevaplarken, gelişimin bir bütün olduğu ve cinsel gelişim dikkate alınmadan çocuğun gelişiminin tam olarak tamamlanamayacağı artık bilinen gerçeklerdir. Bebeğin annenin zihninde ve anne karnında belirginleşmesi ile birlikte cinsiyetler ve cinsel gelişimle ilgili önceden var olan düşüncelerimiz, bilgilerimiz zihnimizdeki bebeği şekillendirmektedir.

Cinsel gelişim toplumdaki yaygın kanının aksine doğum öncesi dönemden başlayıp ömür boyu devam eden bir süreçtir. Özellikle gelişimin hızlı olduğu 0-6 yaş arasında verilen cinsel eğitim çocukların gelişimlerine önemli katkılar sağlamaktadır. Bu süreç, sevilmek ve kabul görmek, sevgisini başkalarıyla paylaşmak, kendini değerli hissetmek ve duygu ve düşüncelerini paylaşmak gibi temel insan ihtiyaçlarıyla yakından ilişkili olan çok boyutlu bir süreç olarak değerlendirilmelidir. Dolayısıyla cinsel gelişime, sadece anatomik ve fizyolojik işlevler olarak bakmak yerine cinsel bilgi, inanç, tutum ve değerlerle de ilgili bir süreç olarak bakılmalıdır. Bu sebeple çocukların cinsel kimliğinin nasıl gelişeceği ve büyüyeceği aslında bebek doğmadan önce ebeveynlerin zihninde daha öncede içselleştirilen etiket, tutum ve bilgilerle şekilleniyor diyebiliriz. 

Peki nasıl?

Çocukların cinsiyetlerindeki ilk ayrımlaşma ceninin anne karnına düşmesiyle başlar. Ebeveynler, çocuğun cinsiyetinin belli olması ile cinsiyetine uygun giysileri, beşiği, biberonu vs. almakta, eğer çocuk oğlansa aslan gibi, kız ise melek gibi olacak şeklinde söylemlerle doğum öncesinden itibaren başlayan bir anlayışla cinsel kimliğin oluşumuna etki edeceklerini yansıtmaktadır. Doğumdan sonra ebeveynlerin birliktelik durumu, çocuğun cinsiyetine uygun modelin olup olmaması, ebeveynin kız ya da oğlan çocuk beklentisi, medya araçları, toplumun oğlan ve kıza yüklediği özellikler gibi çevresel etmenler de çocuğun cinsel kimlik gelişimini etkilemektedir.

Bebeklik döneminde çocuğun temel haz kaynağı ağızdır. Bulduğu her nesneyi ağız yoluyla tanımaya çalışan bebeklerin ilk cinsel duyguları; emme, yıkanma ve altının değiştirilmesi sırasında ortaya çıkar. Bebek el ve kol hareketlerini daha iyi kontrol edebilecek seviyeye geldiğinde tesadüfen cinsel organına dokunabilir. Bu dokunmadan haz alan çocuk yeniden cinsel organına dokunmak isteyebilir.

1-2 yaşları arasında ise çocuklar bedenlerini keşfetmek için cinsel organıyla oynama, cinsel organını gösterme gibi davranışlar sergileyebilirler. Böyle bir durumla karşılaşıldığında bunun gayet normal bir davranış olduğu bilinmeli ve dikkati başka yöne çekilmeye çalışılmalıdır. Örneğin, çocuk altı temizlenirken cinsel organına dokunmak isteyebileceği için, eline ilgisini çeken bir oyuncak verilebilir. Küçük çocuğun vücudunu keşfetmeye yönelik davranışları reddedilirse, çocuk vücudun belirli bölümlerine dokunmanın kabul edilemez olduğunu öğrenebilir. Bu durum da cinsel kimlik ve cinsiyet kimliği gelişimini olumsuz yönde etkileyebilir. Bu durumun gerçekleşmemesi için ebeveynlerin toplumsal algının gerektirdiği şekilde bebeğin ve çocuğun eşyalarını tek renk ya da pembe- mavi ayrımı gözeterek almaması çocuğun sağlıklı bir cinsiyet ve toplumsal cinsiyet algısı geliştirmesi için oldukça önemlidir. Cinsiyetten bağımsız olarak tüm çocuklar tekerlekleri sever, yumuşak oyuncaklara bayılır ve oyunla sakinleşir. Ayrıca söylemler yoluyla gerçekleştirilen ‘babasının aslan oğlu’, ‘evin prensesi’ gibi cinsiyete dayalı atıfların kullanımının mümkün oldukça azaltılması da oldukça önem arz etmektedir.

Araştırmalara göre ebeveynler oğlan çocukları ile daha az ‘duygu’ ifadesi kullanarak iletişim kurmaktadır. Ancak cinsiyeti ne olursa olsun gelişim çağında duyguların ifadesi oldukça önemlidir ve her konuda olduğu gibi çocuklar bu konuda da ebeveynlerini modelleyecektir. Bakım verme, empati kurma, besleme ve doyurma davranışları tüm çocukların gelişiminde oldukça önemlidir. Dolayısıyla ‘erkekler ağlamaz.’ Ya da ‘erkek adam’ gibi söylemlerin çocuklarla iletişim kurarken kaçınmamız gereken ifadeler olduğunu yeniden hatırlatmakta fayda var.

Orta ve geç çocukluk döneminde, çocuğun kız ve oğlan ayrımının farkına varmasıyla artan merakı onu  soru sormaya yöneltir. Çocukların sorduğu bu sorular ebeveynleri çoğu zaman şaşırtmakta ve sorulara nasıl cevap verecekleri konusunda çaresizliğe düşürmektedir. Çocuğun cinsel konularla ilgili sorular sorması normal bir durum olarak kabul edilmelidir. Ebeveynler çocuğun gelişim özelliklerini dikkate alarak uygun bir şekilde cevaplamalıdır. Gerçeğe uygun olmayacak şekilde verilen cevaplar, çocuklar tarafından benimsenmediğinde ya da yanlış olduğu açığa çıktığında, çocuklar ebeveynlerin bu konuda kendilerini desteklemediğinin farkına vararak merak ettiği soruların cevabını başka kaynaklarda arayabilecektir. Ayrıca bu dönemde çocuk dokunma yoluyla cinsel organını tanımaya başlar. Bu durum ebeveynleri rahatsız eder. Ebeveynlerin çocuğa “ellersen keserler, kopar, çürür” şeklindeki yanlış yaklaşımları çocukta korku, endişe ve utanma gibi duyguların ortaya çıkmasına neden olur.

Çocuğun cinsel gelişiminin desteklenmemesi birçok olumsuz durumla karşı karşıya gelmesine neden olabilir. Bu nedenle ebeveynliğin görece yeni sayılabilen sorumluluklarından biri de yaş grubuna göre çocuğun cinsel gelişim özelliklerinin bilinmesi ve gerekliyse bu konuda destek alınmasıdır. Toplum olarak geleceğimiz, cinsiyet eşitliği açısından daha gelişmiş bir toplum olabilmemiz ebeveynlerin vereceği cinsel eğitimle yakından ilişkilidir diyebiliriz.

Psk. Nur Sinem GÜLLE

 

 


It might interest you!